Ömer Farukun Mektubu

İlk mektubumuz Ömerden geliyor. Bunlar güzel şeyler:

“tanışmamızdan sonra hayatına karabasan gibi çöktüğümü düşünüyorum. onca blogumun, twitter hesabımın ve sanallığımın ortasında belki de sana yüz yüze bir dost olarak getirebildiğim tek şey dinlediğin dertlerim oldu. tamam bir çare bulamadık ama bu sorun olmadı tabi ki. sorun şu oldu ki, beni dinledikten bu yana senin üretkenliğini de tükettim sanki. zaten çevremdekilere hep böyle bir etkim vardır diye düşünmekteydim ki bunu -kendimce- sende somut bir şekilde görmek açıkçası üzdü. vakti gelince adam yerin koymayıp gereksiz diyaloglar kurarak sinirlendirip olayları “şaka yapıyorum”a bağlasan da, sanırım insanın arkadaşının kaderinden aldığı payda sana bu düşüyor. üzgünüm sevgili dostum. sattığın akıllı telefonun, muhabbetimizin ilerlemesine vesile olan ama sonrasında kapatıp ismini başkası alınca bir türlü tekrar açmak içinden gelmeyen, açsan da yazmadığın twitter hesabın, artık yazmadığını blogun, sessiz sakin bir şekilde takip ettiğin ve ara sıra “dostoyevski’nin mutsuzluk tabirleri gibi” dediğin hislerime saygı duyuşundan toplam olarak ne hissetmeliyim bilmiyorum. biraz burukluk, biraz sevinç, biraz huzur belki. öyle çok yakın da olamadık seninle. samimiyete engel değil ama. sana anlattığım onca “tüm bunlar beyhude, twitter, bloglar. insan sadece yapıyorsa kendi için yapmalı” şeklindeki birikmişliklerimden dolayı belki de çok kötü şeylere sebep oldum. ve seninle refika’dan konuşmalarımız. olmayan, belki olmayacak, ama hissettiğimiz şeylerden bahsedişimiz. blogger blogumda da demiştim, hani “resimlerden bir resim”. zaman zaman “bizi beğenmiyorsun” diye bana çıkışlarda bulunsan da aslında durumun o olmadığını ve muhabbet kurmak için öyle şeyler söylediğini ikimiz de biliyoruz. şimdi kaldı bir sene. bu senenin sonunda sen mezun oluyorsun ve benim önümde resmi olarak en az iki yıl daha var. sonra ilerde başıma müdür gelirsin de tabip’den sonra ben de sana müdür mü derim bilmiyorum. şimdi tabip, huzeyfe ve müdür deyince aklıma ikinci sınıfta kaldığım ev ve sizin misafir geldiğiniz akşam geldi. o kadar ki odaya sinmiş konusuna kadar. bak dostum geri dönmüyor. boşuna debeleniyoruz yine. sadece sabretmeliyiz. bir iğne bulup ibrahim ethem gibi kazıp, doldurmalıyız. bizi uğraştıran insanları atmalıyız mesela. atmasak da uğraşmayacağımızı göstermeliyiz. hayat kısa. ama vakit uzun. bu sene de bitince kim bilir ne zaman bir daha. belki sen refikayla evlenirsin. düğüne geliriz. ceka’nın çetnevirindeki oynamayı oynarız bu sefer. seni kaçırırız belki konya’da yaparsan. diğer okuduğun bölümleri bitirince insanlığa ayıracak vaktin olur ve biz de sevinerek izleriz. güzellikleri taşırsın belki modaya uymadan, çizgiden sapmadan, rating kaygısına düşmeden. ama bunu pek sevmezler. gerçi bu ayrı konu. hem sen “artık ne desem beğenirler diye düşünmeye başladığımı hissedince kapattım” diyen birisin, çekincem yok. bize anlatınca beğenmezsek küsüp gitme ama, bazıları iyi değildi cidden, hep seni sevdiğimizden. intörn dr gitti, sen gideceksin, tabipp gidecek. sonraki sene de anlattığım üst dönemler. bloglar olur da ordan mı takip edersin, konya’da olursun da çaya mı çağırırsın bilmem ama, ayrılık düşüncesinden beraberken de üzüldüğüm bir gerçek var ki, sanırım dünyanın getirdiği bir şey, ne de olsa sonu olanlar dünya’ya ait. beni üzen bir şey varsa sanırım seninle sessizliği paylaşamadık, bu olmuştur. ben çok susan sen de çok dinleyen birisi olunca sanırım bu da kaçınılmaz, bu yüzden üzülmeye de gerek yok aslında da, neyse. bunu kim bilir ne zaman okursun. yazacaklarım bitmemiş de olsa yine varamayacak hissediyorum, oysa dünya sonlarından birini önüme koymalıydı en azından bu seferlik. nasip.”

Teheccüde Kalktığında Karpuzla Serinleyen Derviş

Saatler ikiyi gösterirken uyumaya çalışıyorum şu sıralar. Ters giden birşeyler var. Yaz vakitlerinde teheccüd zamanına denk gelmesi bu uykusuzlukların. Gözüm kızarıp giderken yastık başımın altında uyuyamayışlarım, imsak vakti daha girmedi yum gözünü uyu hadi deyişlerim. Şeytanın ezansızlıktan yaklaşması ve sabah ezanını duymadan uykuya dalışlarım. Hayırsız bir uykunun koynunda sabahlayışlarım. Vakit daha çıkmadı göz kapaklarım. Hüvallahülleziyi mırıldanışlarım. Okumaya devam et